Bugün Hürriyet Gazetesi'nde Ahmet Hakan'In bir yazısını okudum ve gerçekten hislerimi,ülkemizin gidişatına benim tepkimi açıkça ortaya koyuyordu.Atatürkçü bir üniversite öğrencisi olarak herkesin kzıdığı bir takım olayalara ben de tepkisiz kalamıyorum fakat bunu AKP'li %47 ve diğerleri diye ayırmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.Çünkü şu an ülkemizde yapılmaya çalışılanın başı açık-kapalı; Türk-Kürt düşmanlığı doğurarak bölünmeye çalışılması olarak görüyorum ve bu olaylar karşısında sadece korkuya kapılabiliyorum.Çünkü daha fazlasını yapmanın başklarının işlerine yarayacağını adım gibi biliyorum.Bu hafta (30 Mart) İzmir'deki eyleme katılacağım çünkü daha işe başlamamış bir insan olarak 65 yaşına kadar çalışmayı hayal edemiyorum ve ben o yaşlarımda torunlarımla parklarda olmak istiyorum.Fakat başka konularda insanları bölecek konularda hiç bir zaman militanca yaklaşmak istemiyorum.İşte Ahmet Hakan'ın yazısı da tam bunları anlatıyor.

İki aradan bildiriyorum

AÇIKÇA ilan ediyorum:

Ben bu itiş kakışta taraf değilim!

"Ergenekoncular" ile "Kapatmacılar" arasındaki "kılıç kalkan oyunu"nun tarafı olmak istemiyorum...

Savcılardan savcı beğenmek istemiyorum...

Davalardan dava seçmek istemiyorum...

İddianamelerden iddianame tercih etmek istemiyorum...

"Kılıç şakırtıları" arasında cereyan eden şu tuhaf "güç oyunu"nun ateşli tarafgirlerinden biri olmaya "hayır" diyorum...

"Ya ’Kapatmacı’ olacaksın ya da ’Ergenekoncu’... Seç safını!" şeklindeki tercih dayatmasına var gücümle itiraz etmek istiyorum...

Düşünce özgürlüğünü ayaklar altına alan "Kapatma Davası" iddianamesine de...

Ortada bir iddianame olmadan bazı insanların 8 aydır tutuklu bulundurulmasına da...

Gür bir sesle "Hayır" demek istiyorum...

En tartışmalı gerekçeleri, en sudan sebepleri "iddianamesi"ne yazarak bir partinin kapatılmasını talep eden "savcı" da...

80 yaşını aşmış bir yazarın sabahın dördünde evine baskın yapılması talimatını veren "savcı" da...

Gelecek Türkiye’si adına...

Beni umutsuzluk girdabına sürüklüyor...

"Sizin savcınız bizim partiye kapatma davası açarsa, bizim savcı da sizin adamlarınızı işte böyle gözaltına alır" tarzındaki yaklaşımın hiçbir yerinde olmak istemiyorum...

"Dün ben mağdurdum, sen oh olsun diyordun; şimdi sen mağdursun, ben oh olsun diyorum" şeklindeki ilkel rövanş histerileri karşısında safını seçmiş bir adam pozisyonuna düşmek istemiyorum...

Ne dünün "savcı odalarında çay içerken" sözüm ona ele geçirdiği iddianamelerle adam asan Tuncay Özkan’ı olmak istiyorum...

Ne de bugünün "Durun bakalım... Daha kimler gözaltına alınacak!" falan diyerek "avcı gazlaması" yapan Şamil Tayyar’ı olmak istiyorum...

"Parti kapatma" davasıyla sandıkta bükülemeyen elin mahkeme salonunda bükülme gayretine de...

"Ergenekon" operasyonu adı altında düzenlenen "cadı avı partileri" eliyle muhaliflere gözdağı verilmesine de...

Şiddetle karşı çıkıyorum...

* * *

Bir "savcı"ya karşı başka bir "savcı"nın...

Bir "dava"ya karşı başka bir "dava"nın...

Bir "iddianame"ye karşı başka bir "iddianame"nin...

Piyasaya sürüldüğü ya da devreye sokulduğu bu çok tehlikeli savaşın, geleceğimizi karartacağını görüyorum...

Dehşete kapılıyorum...

Yüzde 47 oy almış, 6 yıldır iktidarda olan bir partinin liderinin bu tehlikeyi fark etmemesi karşısında kapıldığım dehşet duygusu bin kez daha artıyor!

Bu durumda "safımı seçmek" yerine "saf seçme" durumunda kalmaya isyan ediyorum... Kısacası...

Kılıç şakırtıları arasında geçen bu tuhaf güç oyununda "kılıçsızım" demeyi...

Herkesin tarafını seçtiği şu fitne zamanında "iki arada bir derede" kalmayı...

Şeref sayıyorum...

(Toplam 17 defa okundu )
basakesin yazdı!
Elektronik ve Haberleşme Yüksek Mühendisi, doktora öğrencisi, araştırma görevlisi, profesyonel öğrenci... Daha detaylısı için buradan buyurun.